31 Mart 2012 Cumartesi

Güzel bir yazı.Okumanızı tavsiye ederim:

Güzel bir yazı.Okumanızı tavsiye ederim:

Atatürk'ün öldüğü gün İstanbul Üniversitesinde ders okutan Alman Profesör derse girdiğine öğrencilerin üzgün halini görünce yüreği parça parça olmuş. 
Rektörü arayıp : 
-Bugün ders vermeyeceğim ne yapayım? diye sormuş. 
+Sizin memleketinizde büyük bir adam ölünce ne yapılıyorsa onu yapın. demiş rektör. 
Yabancı profesörün cevabı şu olmuş : 
-Bizim ülkemizde hiç bu kadar büyük bir adam ölmedi...

Ulu Önder Atatürk'ü Saygıyla Anıyoruz..(facebook alıntı)

Atatürk'e mektuplar..: Yaşadığınız Şu Ülkeye Bakın

Atatürk'e mektuplar..: Yaşadığınız Şu Ülkeye Bakın: SEVGİLİ  okuyucularım, hepimiz aynı ülkenin insanlarıyız ve başımızda  10 yıldan  bu  yana aynı iktidar var. Geçmiştekilerinbeceriksizliği...

30 Mart 2012 Cuma

Şahin Mengü: ÖNEMLİ OLAN SÜRE DEĞİL NİTELİK

Şahin Mengü: ÖNEMLİ OLAN SÜRE DEĞİL NİTELİK: AKP İktidarı gene bir gece yarısı operasyonuyla TBMM’ne kamuoyunda 4+4+4 diye bilinen laik eğitimi temelinden sarsacak bir yasa teklifi get...

29 Mart 2012 Perşembe

Atatürk'e mektuplar..: Laik Eğitim’den Dinci Eğitime

Atatürk'e mektuplar..: Laik Eğitim’den Dinci Eğitime: Türk Milli Eğitim sisteminde alelacele bir değişiklik yapılmaya çalışılmaktadır. Anayasa kadar, belki ondan da daha önemli bir konu aniden...

TRT'de SKANDAL CİN VE HURAFE PROGRAMI..........

.Devlet televizyonu TRT Haber kanalında 25 Mart Pazar günü yayınlanan “Büyük Takip” adlı program akıllara durgunluk verdi. Programda istihbarat tekniği olarak “cinler” anlatılırken, Rusların istihbaratta cinleri kullanmakta oldukça başarılı olduğu belirtildi.
TRT'de skandal cin ve hurafe programı1 
TRT Haber kanalında yayınlanan “Büyük Takip” adlı araştırma programında bu haftaki konu istihbarat örgütleri ve istihbarat teknikleri olurken, programa damgasını istihbarat tekniği olarak “cinler” damga vurdu.

"Ruslar denizaltılarla cinler aracılığıyla istihbarat sağlıyor"
Devlet Televizyonu TRT Haber’de yayınlanan Büyük Takip adlı programda büyük skandal. Her hafta çeşitli konularda dosya haberler hazırlanan programın bu haftaki konusu istihbarat örgütleri ve istihbarat teknikleri oldu.
TRT'de skandal cin ve hurafe programı2 


TRT Haber kanalında 25 Mart Pazar günkü konusu ise istihbarat örgütleri ve istihbarat teknikleri oldu. İlahiyatçı yazar Mehmet Şeker ve yazar Ömer Özkaya “cinleri” ve istihbarattaki “rollerini” anlatırken, programda şu ilginç tespit yer aldı:

“CIA ve Mossad’ın bu alanda (cinler) çalışmaları var. Ancak metafizik yoluyla istihbarat elde etme konusunda en tecrübeli örgüt Rusların KGB’si… Rusların denizaltılarla cinler aracılığıyla istihabarat sağladığı biliniyor.”

Tarayıcınız Flash gösterimi için uygun değil, lütfen ilgili yüklemeleri yapıp tekrar deneyin.

"NASA üyesi Özal'ın yardımcısından uydular için cinci hoca istiyor"
Programın ilginçlikler KGB ve cin ilişkisi ile sınırlı kalmazken, yazar Ömer Özkaya, Turgut Özal’ın yardımcılarından ve eski DP Genel Başkanlarından Yalçın Koçak’ın yaşadığını bir olayı anlatıyor:

“Koçak’ın yanına bir gün bir Amerikalı referans ile geliyor. ‘Yalçın Bey, ben NASA’da çalışıyorum. Sakarya’da tanıdığınız bir hoca varmış beni ona götürür müsünüz’ diyor. Konuyu soran Yalçın Bey’e gelen Amerikalı, ‘Bizim uzayda birçok uydumuz var ve bunlar zaman zaman bozuluyor. Sakarya’daki hocaya uyduların tamirinde cinleri kullanabilir miyiz onu soracağım’ diyor.”

ERDOĞAN İRAN'A İNDİĞİ SIRADA İRAN TV'SİNDE İLGİNÇ YAYIN!...

ERDOĞAN İRAN'A İNDİĞİ SIRADA İRAN TV'SİNDE İLGİNÇ YAYIN!....BU TÜRKİYE İÇİN ULUSAL BİR İNTİHARDIR....

İran televizyonu Press TV, Başbakan Erdoğan’ın Tahran’a ulaştığı saatlerde, ABD’li yazar ve tarihçi Tarpley’in, Suriye’de öldürülenlerin sayısı şişirilerek Türkler'in harekete geçirileceğini iddia ederken, “Bu Türkiye için ulusal bir intihardır. Atatürk bunu biliyordu” dediği özel mülakatı yayınladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Seul’dan Tahran’a ulaştığı saatlerde İran televizyonu Press TV, ABD’li yazar ve tarihçi Griffin Tarpley’in, Suriye’de öldürülenlerin sayısı şişirilerek Türkler'in harekete geçirileceğini iddia ederek, “Bu Türkiye için ulusal bir intihardır. Atatürk bunu biliyordu” dediği özel mülakatı yayınladı.

ABD’li yazar ve tarihçi Griffin Tarpley Press TV ile yaptığı özel röportajda, Türkiye’nin İslami ve laik iki parti arasında bölündüğünü ancak Türkiye’nin aynı zamanda yüzde 25 olan bir Kürt nüfusa sahip olduğunu belirterek, eğer NATO Suriye’ye saldırırsa Kürtler'in isyan çıkaracağı ve isyanın Türkiye’ye yayılacağı ve Türkiye’nin isyancıların hedefi haline gelebileceği iddiasında bulundu. 

Bazı eleştirmenlerin, ABD’nin işgalinden sonra Irak Kürdistan bölgesinin özerkliği ve şuan Suriye’de olanlarla arasında paralellikler olduğunu söylediğine dikkat çekilerek, “Bunun, bölgede ABD yanlısı bir Kürt devleti desteklemek amacıyla Batı’nın planının ikinci adımı olabileceğini söyleyebilir misiniz?” sorusuna yönelik Tarpley, eğer Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de Kürt varlığı varsa daha sonra da Türkiye’deki Kürtlerin çekim kutbu olacağını dile getirdi.

“ABD, TÜRKİYE VE SURİYE’Yİ KARŞI KARŞIYA GETİRİYOR”

Griffin Tarpley, Suriye yönetiminin ayaklanmayı temelde bastırdığını ve bunun ABD için yenilgi anlamına geldiğini iddia ederek, Obama yönetiminin bu yenilgiyi gidermek için Türkiye ve Suriye’yi karşı karşıya getirdiğini öne sürdü.

Tarpley ayrıca, Suriye Ulusal Konseyi güçleri, gözlemciler ve Özgür Suriye Ordusu’nun dünyada bir histeri yaratmaya çalışmak için, öldürülen kişi sayısını şişirecekleri ve bunun Türkler'i harekete geçireceği yorumunu yaparak şöyle devam etti:

“Bu Türkiye için ulusal bir intihardır. Atatürk bunu biliyordu. Kürt-Türk liderler Atatürk’ü küçümsüyor. Eğer onun bilgeliğini takip etselerdi bu durumda olmayacaklardı ve geri adım atmaları gerekiyor.”


(ANKA)

26 Mart 2012 Pazartesi

Atatürk'e mektuplar..: Erdoğan Balyoz’un Neresinde? Cemaatle Çatışma

Atatürk'e mektuplar..: Erdoğan Balyoz’un Neresinde? Cemaatle Çatışma: İktidar, bir süredir, cemaatin ağırlığını koyduğu davaların, haksızlıklarla hukuksuzluklarla sürdürülmesinden rahatsız. Gülen-Erdoğan aras...

QYU YOKSULDAN ALIP, ZENGİNİ KALKINDIRIYOR...

Oyu yoksuldan alıp, zengini kalkındırıyor...Türkiye’de gelir dağılımı bozuk. Bu gelir adaletsizliği giderek de büyüyor. Gelir dağılımında dünyada sicili en bozuk 5 ülkeden biriyiz. 

Buralara AKP iktidarları sayesinde geldik. AKP’nin Türkiye’sinde zengin giderek daha fazla zenginleşiyor, yoksul daha fazla yoksullaşıyor.

Malum liberal dergiler “zenginin malı züğürdün çenesini yorar” dan yola çıkarak, zaman zaman “en zengin kim” diye liste yayınlarlar. Kişisel serveti milyar doları bulunan Türk sayısı giderek artıyor, dünyanın en zenginleri listesinde yukarılara doğru tırmanıyorlar. Bu dergilerdeki verilere göre, Türkiye’nin ilk 100 zengininin kişisel serveti toplam 111 milyar doları aşmış.

Bu ne demek biliyor musunuz? 100 kişinin serveti, Türkiye’nin gayrisafi milli hasılasının 8’de 1’i kadar.

Görülüyor ki zenginler mutlu. Bu dönemde servetini büyüten AKP zenginleri daha fazla mutlu.

Ya alt gelir grubundakiler?

Hükümetin ekonomiden sorumlu bakanları, yoksulluk ve açlık sınırında olanların sayısının azaldığını belirten açıklamalar yapıyorlar. Birincisi bu açıklamalardaki veriler doğru değil. İkincisi Türkiye gibi bir büyük ülkede hâlâ açlık sınırının altında yüzbinlerce, yoksulluk sırının altında ise milyonlarca insan bulunduğunu açıklamak, böbürlenme değil, utanç vesilesi olmalı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun belirlemelerine göre, yaklaşık 13 milyon kişi (Türkiye nüfusunun yüzde 17’si) yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Yoksulluk sınırı günlük 4 dolar. Bunlardan çok daha kötü durumda olanlar, açlık sınırının altındakiler. Günlük 2 doların altında bir gelirle yaşama tutunmaya çalışanların sayısı da yüzbinlerle ifade ediliyor.

Bir yanda 111 milyar dolara sahip 100 kişi, bir yanda günde 4 doların altındaki bir gelirle yaşama tutunmaya çalışan “açlık ve yoksulluk sınırındaki” 13 milyon kişi.

AKP Hükümeti, hafta geçirmeden akaryakıta zam yapıyor. Zam kararlarından sık sık elektrik de doğalgaz da nasibini alıyor. Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) oranlarını arttırıyorlar. Elektrik, akaryakıt ve doğalgaz zamları ile ÖTV artışları, herkesi eşit çarpıyor. Zengin bu çarpmayı hissetmiyor bile, yoksul ise yıkılıyor.

AKP, dolaylı vergileri arttırarak, kamu kaynaklı ürün ve hizmetlerin fiyatlarına zam yaparak gelir dağılımının daha da bozulmasını sağlıyor.

Oyları yoksullardan alıyorlar, zengini kalkındırıyorlar.

AKP, Türkiye’nin yoksuluna ihanet ediyor....İdris Adil

DEVRİMCİ SOLUN KURTLARLA DANSI..

.Aydın olmak, entelektüel donanım ve zekanın yanı sıra aydın ahlakını, tutarlılığı ve mücadele gücünü de gerektirmektedir. Bu özellikler de bir bütünlük ve süreklilik arz etmelidir. Bizim toplumumuzda aydın profili süreklilik arz etmemekte, devrimci kişilik kesintiye uğramakta, en baba aydınlarımız dahi pratikte bir kimlik sorunu yaşayabilmektedir. Küresel kapitalizm Türkiye’de en büyük travmayı sosyalist sola yaşatmıştır. Eski ve kadim solun kimi üyeleri alaturka bir liberalizme meyletmekte, kimisi de sistemin safrasında boncuk bulmaktadır. Emperyalizmin dayattığı ılımlı İslam, hiç umulmadık biçimde sol entelejansiyanın kırılma noktası olmuştur. Halihazırda, Türkiye siyasetinde zurnanın son deliği olan sosyalist solun pusulasız dönüşümü trajikomiktir.

Taraf Gazetesi’nden Neşe Düzel 68 kuşağından devrimci gençlik önderi Taner Akçam ile röportaj yapmış. Bu röportajda Akçam’ın özgün fikirlerini yeniden gözleme olanağı bulmakla birlikte bana değişik gözüken şu açıklamasını bir kenara not ettim: 

“Türkiye iç dinamikten yoksun, çünkü Türkiye kendi modernizmini yaratacak devrimci dinamiklerini, reformistlerini hep imha etti. Bunlar, Hıristiyanlardı! Bunların yerini doldurmak yüzyıl aldı. AKP yavaş yavaş Hıristiyanların yerini almaya çalışıyor. Zaten bu yüzden Müslüman kesimin hesaplaşması çok önemli ve tarihî bir olay! Müslüman kesim bu hesaplaşma sayesinde demokratikleşecek ve özgürleşecek. Müslüman kesimin oluşturduğu bu güçlü iç dinamik de sonuçta Türkiye’yi özgürleştirecek. Nitekim Müslüman kesimin Ergenekon’la hesaplaşmada ve yüzleşmede önemli bir payı oldu. Eğer bugün biz, Türkiye’nin demokratikleşmesinde, AKP'nin girişimlerini birinci büyük dalga olarak tanımlarsak... Demokratikleşmede ikinci büyük dalga da, eğer tarihle yüzleşme cesaretini gösterirse, gene İslami kesim içinden çıkacak!..”

Taner Akçam’ın Müslümanlarla ilgili beklentilerine, Akçam kadar sol olmasa da duyarlı bir aydın profili çizmeye çalışan Hasan Bülent Kahraman balıklama atlayıvermiş. O da Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde Taner Akçam’a arka çıkıyor:

“Geçen hafta üç gün boyunca parça parça yayınlanan Taner Akçam röportajı (Taraf gazetesi, 12-13- 14 Mart, Neşe Düzel-Daima o...) birbirinden ilginç konulara değiniyordu ama beni ilgilendiren onların arasına sıkışmış bir görüştü. Akçam, Türkiye'deki demokratikleşmenin Müslümanların demokratikleşmesiyle sağlanacağına inanıyor, görüşmede bunu açıklıyordu. Akçam'ın değerlendirmesi ilgimi çekti çünkü ben de uzun süredir aynı konu üstünde düşünüyorum. …Türkiye'deki çok büyük bir kitle söz konusu Müslümanlık deyince. Bu Kürtleri de kapsayan bir olgu ve bugüne kadar toplumsal barışın en önemli harcı, çimentosu oldu Müslümanlık. O alanda meydana gelecek bir düzenleme bütün toplumu doğrudan etkileyecektir”

Yani, farkında olmadan ve farklı tepki ve duygularla Hasan Bülent Bey’le birlikte aynı vurgulara odaklanmışız: Muhafazakarların demokrasi davasına. Futbol söylemiyle ifade edecek olursak, Taner kardeşimin orta sahaya koyduğu topu Hasan Bülent Beyefendi ortalamış. Kafayı çakansa zihniyet itibarıyla sol ile alakasız bir kişilik: Fehmi Koru. Ama takdir etmek gerek; beyefendi konuya itidal ile yaklaşmış:

“Türkiye’ye demokrasi gelecekse, bu, Müslümanların demokratikleşmesiyle sağlanacak” demiş Neşe Düzel’e konuşan Prof. Taner Akçam; Sabah yazarı Prof. Hasan Bülent Kahraman da, dünkü yazısında, Akçam’ın görüşüne katıldı. Ona göre de, ülkemizin demokratikleşmesi, demokrasiyi benimsemiş Müslümanlar eliyle gerçekleşecek... Galiba fazla zor değil yapılması gerekenler: Söylemde nezaket, eylemde katılımcılık, özeleştiri... Özgürlüklerin en geniş biçimde kullanıldığı bir ülke haline fazla zorlanmadan gelebilir ülkemiz...


DEMOKRASİYİ MUHAFAZAKARLAR MI GETİRECEK

Sağlı sollu aydın kardeşlerimizin beyanından anlıyoruz ki; bu ülkeye demokrasi gelecekse bunu soldan ve hatta liberalizmden öte muhafazakarlar getirecekler. Gençliğini devrimci mücadeleye ve sosyalizme adamış Taner Akçam da istikbali İslamcı kesimde arıyorsa ört ki ölem vaziyeti mevcuttur.

Neyse. Herkes mutedil olacak diye bir kaide yok. Biz yine çıkıntılığımızı yapalım. Şimdi, Taner Akçam’ın sözüne göre Türkiye kendi modernizmini yaratacak devrimci dinamiklerini imha etmiş. Bunlar da Hıristiyanlarmış. AKP de bu Hıristiyanların yerini almak istiyormuş. Bu önerme komik değil mi? Sayın Akçam’ın akademik kimliğine yakışıyor mu? Elbette, Türkiye’nin aydınlanma sürecinde gayrimüslimlerin de yeri var. Ancak Türk aydınlanmasını dinsel gruplara indirgemek abuk bir yaklaşım. Keza, AKP’nin de Türkiye’nin devrimci geçmişini sahiplenmek gibi bir derdi yoktur.

Gerek Osmanlı’da, gerekse Cumhuriyet döneminde her türlü devrimci hareket ve aydınlanma dinamiği dinlerden bağımsız, hatta her türlü muhafazakarlığa rağmen gelişmiştir. Keza, Tevfik Fikret, Mustafa Suphi, Hikmet Kıvılcımlı, Mihri Belli, Kemal Tahir ve Nazım Hikmet gibi aydınların da Hıristiyan olduğunu kimse söyleyemez. Öyleyse Taner Bey Hıristiyan dinamikleri neden üfürmüş? Aydınlanma sürecini günümüz İslamcı dinamiklerine bağlamak için olabilir mi? Bilemiyoruz. Ancak, Taner kardeşimin es geçtiği bir husus var: Dinlerin aydınlanma, kutsal kitapların da demokrasi diye bir sorunsalı yoktur. Bunu, dini olumsuzlamak için söylemiyorum. Ama tüm dinlerin gerçeği budur ve dinsel töze farklı misyonlar yüklemenin bir anlamı yoktur. Nitekim, dinsel kitaplarda sömürü, sınıf mücadelesi, düşünce özgürlüğü, demokrasi, karşıtların birliği vs. konusunda bir tanımlama ve yönlendirme de bulamazsınız.

Din sizden fikir muhasebesi istemez, tanrının sözlerini doğru anlamanızı bekler. Bu bağlamda, inanan kişiler açısından özgünlük içeren Müslümanlık veya Hıristiyanlık kavramlarıyla demokrasi ve özgürlükleri harmanlamaya kalkmak fikri -mevcut konjonktüre dönük oportunist bir yaklaşım değilse- yukarıda sözünü ettiğim aydın profiline ait bir defekti içermektedir. Öte yanda ben, Türkiye’nin 21. yüzyıl sistematiğini ülkedeki muhafazakarların organize ettiğini de düşünmüyorum tabii. Fesatlığımı bağışlayınız lütfen.

ÇÖZÜM NEREDEYSE AYDIN ORADA OLMALIDIR

Biz fazla Ortodoks bir solu dillendiriyor olabiliriz. Ancak Taner Akçam’ın da muhafazakar kesimden medet ummak yerine, demokrasi ve özgürlükler için kendi teori ve pratiğini vurgulaması gerekmez mi? Ve fakat, sonuç itibarıyla muhterem istikbali İslam’da görüyorsa kırk yıllık deneyim ve donanımını cebine koyup İslamcı kesime duhul etmelidir. Zira, çözüm neredeyse aydın da orada olmak durumundadır. Kenardan tempo tutmak aydın hareketi olamaz. Alaturka liberalizm hariçten muhafazakar dünyanın insanlarını gıdıklamaya meraklıdır. Ama aynı refleksi devrimci solda görmek insanı dumura uğratıyor. Hasan Bülent Kahraman’ın sol felsefeyi garnitür olarak kullandığını düşündüğüm için hemen topa atlamasını kayda değer bulmuyorum. Yine en makul açıklamayı muhafazakar kesimden Fehmi Koru seslendirmiş. Muhafazakar iktidarın demokrasiye katkı sunabilmesi için söylemde nezaket, eylemde katılımcılık ve özeleştiri istemiş. Ancak Fehmi kardeşimin beklentileri de gerçeküstü geldi bana. Siyaset dünyasında, kimsede nezaket ve özeleştiri görmüyor ve beklemiyorum. Belki de bende bir körlük veya hüsnüniyet eksikliği olabilir. 

SOL, SAĞ SİYASETTEN MEDET UMAR HALE GELDİ

Hülasa, mevcut sistemden hayır beklemek Taner Bey’in şahsına münhasır bir hadise değildir. Taner Akçam, Ufuk Uras, Nabi Yağcı, Murat Belge gibi sosyalist kültürden gelen isimlerin gevşemesi ve küresel hegemoninin Türkiye sinemasına bilet alması tetkik edilmeyi bekleyen bir dönüşümdür. Sol kendi terminolojisini, kendi öğretilerini ve çözümlerini öteleyip sağ siyasetlerden medet umar hale nasıl gelmiştir? Türkiye’deki sosyalist solun günümüz sorunlarından birisi budur. Sosyalist kesimin önemli bir bölümündeki bu dejenerasyonu analiz edip çözmek, birlikte üretip birlikte üleşmeye ve sınıfsal eytişime hala saygı duyan gerçek solun acil görevidir.

Hasan Vasfi Altay

Odatv.com

Yeni anayasa, SEVR coğrafyasını resmiyete dökme sürecinin önünü açacaktır.

Yeni anayasa, SEVR coğrafyasını resmiyete dökme sürecinin önünü açacaktır...........Geçtiğimiz günlerde TUSKON Brüksel Şubesi ile AP Türkiye Dostluk Grubunun ortaklaşa düzenlediği “Türkiye’de yeni anayasa süreci” konulu konferansta, Türkiye’nin, Türk ulusunun yeminli düşmanları adem-i merkeziyetçi bir yapılanma ile Türklüğe vurgu yapmayan bir anayasa istediler.
Dönekliğin öncülerinden Oral Çalışlar “Kemalist idarenin 100 yıldır ülkeye hâkim olduğunu ve buna müdahale edenin ya askerî darbeyle ya da yargı yoluyla engellendiğini” belirtti.
Türk fobili Etyen Mahçupyan, “ vesayet sisteminin vatandaşlık tanımını sınırlandırdığına ve birçok kimliği dışladığına dikkat çekti.”
Kürdistan özlemi ile yanıp tutuşan “akil adam!” Kemal Burkay, “yeni anayasayla birlikte adem-i merkeziyetçiliğe dönülmesini ve anadilde eğitime izin verilmesini istedi. Burkay, mevcut anayasadaki değişmez maddelerin ’90 yıllık yanlış paradigmaların temel esasları olarak mutlaka kaldırılmasını” talep etti.
Avrupa Parlamentosu Türkiye Dostluk Grubu Başkanı Alojz Peterle, “Bu yeni anayasa ayrıca sadece Türkiye’nin iç siyaset sorunu değil, tüm dünyayı ilgilendiren bir meseledir.”
Andrew Duff “ Türkiye’nin merkeziyetçi yönetim yapısından adem-i merkeziyetçi yapıya geçmeye ihtiyacı var. Diyarbakır’da bölgesel otonomiye varacak şekilde merkeziyetçi yapının değişmesi iyi olur. Bunu sadece Güneydoğu için değil, diğer bölgeler için de öneriyorum.”
Bu istemler ilk değil. Avrupa Birliği, (Yeni Sevr in mimarları “İtilaf Devletleri”) raporları yıllardır bunları vurguluyorlar. Türkiye’de hükümet eden “AB Muhipleri” ise bu ihanet belgelerinin altına şaşalı törenlerle imza atıyorlar. Tıpkı Sevr’i imzalayan Vahdettinler, Damat Feritler gibi. 
AB Parlamentosu 22.12.1993 Tarihli Kararı: “TÜRK Devletinin bütünlüğü, yalnızca Kürtlerin kendi dillerini kullanma ve öğrenme hakkıyla ve gelenek ve göreneklerinin varlığını sürdürmesiyle, fakat aynı zamanda uygun düzeylerde idari özerklikle de uyumlu olabilmelidir.”
(Yani: Bazı AB üyesi ülkelerin bile imzalamadığı, imzalayanların ise uygulamadığı Azınlıkların Korunması Sözleşmesi, en iyi şekilde uygulanacak. (Yani: Süryani, Keldani vb. bir sürü azınlık yaratılacak ve bu azınlıkların kültürel hakları pompalanacak, böylece Türkiye daha fazla atomize edilecek)
Sevr Madde 147: “Soy, din ya da dil azınlıklarından… …bağımsız olarak ve Osmanlı makamları hiçbir biçimde karışmaksızın, giderlerini kendileri ödemek üzere, her türlü hayır kurumlarıyla, dinsel ya da sosyal kurumlar, ilk, orta ve yüksekokullarla, başka her çeşit öğretim kurumları (Buralarda kendi dillerini özgürce kullanmak ve kendi dinlerini özgürce uygulamak hakkında da sahip olarak…) kurmak, yönetmek ve denetlemek konularında eşit hakka sahip…”
Avrupa Komisyonu 08.11.2000 Tarihli Raporunda: “Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun kapalı kalması konusu da dâhil olmak üzere, 1923 LOZAN Antlaşması kapsamında olsunlar olmasınlar, Müslüman olmayan tüm kesimlerin somut taleplerinin, gerektirdiği gibi incelenmesi gerektiğini” belirtmektedir. (Yani: Bizim Lozan’ı falan taktığımız yok)
Sevr Madde141: “TÜRKİYE, Türkiye’de oturan herkesin, doğum, bir ulusal topluluktan olmak, dil soy ya da din ayrımı yapılmaksızın, yaşamlarını ve özgürlüklerini korumayı, tam ve eksiksiz olarak sağlamayı yükümlenir.”
22.12.1993 Tarihli AB Parlamentosu Kararı: “TÜRK Devletinin bütünlüğü, yalnızca Kürtlerin kendi dillerini kullanma ve öğrenme hakkıyla ve gelenek ve göreneklerinin varlığını sürdürmesiyle, fakat aynı zamanda uygun düzeylerde idari özerklikle de uyumlu olabilmelidir.”
Sevr Madde 62: “Fırat’ın doğusunda, ileride saptanacak Ermenistan’ın güneyinde…………….. Saptanan SURİYE ve IRAK ile TÜRKİYE sınırının kuzeyinde, Kürtlerin sayıca üstün bulunduğu bölgenin yerel özelliğini, işbu antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak altı ay içinde İstanbul’da toplanan ve İNGİLİZ, FRANSIZ ve İTALYAN Hükümetlerinden her birinin atadığı üç üyeden oluşan bir Komisyon hazırlayacaktır………….. …… Bu plan Süryani ve Geldaniler ile bu bölgelerin içindeki öteki etnik ve dinsel azınlıkların korumasına ilişkin tam güvenceleri de kapsayacaktır “
Bu karşılaştırmalı örnekleri, yer darlığı nedeniyle sınırlı tutmak zorunda kaldık. Merak eden her yurttaş Sevr-AB raporlarının ve Bürüksel de yapılan “Türkiye’de yeni anayasa süreci” istemlerinin ne denli örtüştüğünü küçük bir araştırmayla ortaya çıkarabilecektir.
Bir de şu soruyu kendimize soralım. TUSKON Brüksel Şubesi ile AP Türkiye Dostluk Grubunun ortaklaşa düzenlediği “Türkiye’de yeni anayasa süreci” konferansının Finansörü kim? 
Amerika Birleşik Devletleri Irving, Texas’da kurulmuş “Chrest Vakfı”. Chrest “iyi niyet” demektir. Vakıf, adından da anlaşılacağı üzere uluslararası ilişkilerde iyi niyet ve dostluk prensipleri (!!)amaçlı bir vakıf. Türkiye’de Anadolu Kültür Vakfı vb. yüzlerce dernek ve Vakıf’a proje karşılığı “HİBE” veriyor. Ancak hibelerde en cömert davrandığı vakıf Sn. Kılıçdaroğlu’nunda kurucuları arasında yer aldığı Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)
TESEV’in bilebildiğimiz başlıca Projeleri ve aldığı hibeler şöyle:
1-“TESEV Türkiye’de Anayasa Reformu Komisyonu” başlıklı proje için: $14,755.000
2- “Kürt Sorununun barışçıl çözümü amacıyla silahsızlanma ve Barış: Kürt Sorununda Yeni Bir Aşamaya Doğru” başlıklı projeye : $40,101.000
3-“Türkiye’deki Ceza Adalet Sisteminde Yargılama Süreçlerindeki Yapısal Engeller” başlıklı projeye: $26,319.000
4- ”Atlama Taşı mı, Engel mi?: Türkiye’nin Demokratikleşme Sürecinde Yargı Reformu, Azınlık Hakları ve Anayasal Vatandaşlık” için destek. Proje, “1915’in Ötesi: Türkiye Ermenilerini Dinlemek”, “Azınlık Vakıflarının Problemleri projeleri için: $51,406.000, olmak üzere TOPLAM:132.571.000 dolar hibe “Chrest Vakfı” tarafından “iyi niyet”lerle TESEV e verilmiş.
Görüldüğü gibi Türkiye İçeriden “Truva atı ihanet örgütleri”, dışardan “Küresel Çete” eliyle hızla bölünüp parçalanmaya sürükleniyor. YENİ ANAYASA dayatması bu bölünüp, parçalanmanın hukuksal dayanaklarını oluşturacağı için Küresel Çete, BOP Eşbaşkanı, “Truva atı ihanet örgütleri” nin aceleleri var. 2012 yılı sonuna kadar tamamlamayı planlıyorlar. Çünkü gecikirse kimbilir belki birileri aymazlık ve gaflet uykusundan uyanabilir.
“Hiçbir ülke yoktur ki kendi içerisinde bizim kadar çok hain yetiştirebilsin” diyen İsmet İnönü’yü anmadan geçemeyeceğiz. Hain o kadar arttı ki, küresel çete neredeyse seçme sınavı yaparak ihtiyaç fazlası hainleri elemeye başlayacak.
Türk tarihinde hiç bir zaman, bir yönetim kendi ülkesine karşı bu kadar acımasız ve ihanet içinde olmadı. Bir yandan ülkemizi parçalamak isteyen bir projenin (BOP- yeni Sevr) eş başkanlığı yapılıyor. Diğer yandan aynı küresel çetenin istemleri ile örtüşen, SEVR coğrafyasını resmiyete dökmek için gerekli hukukun tamamlayıcısı olan yeni SEVR Anayasası, işgal güçlerinin, mütareke Medyasının, Küresel Çetenin Türkiye temsilcileri olan siyasal partilerin “Mutabakatı” ile hazırlanıyor.
Türk milletinin gerçek sesi olan, bu hain mutabakata karşı çıkabilecek ve faşist tahakküme direnebilecek bir siyasi irade zorunluluktur. Çünkü sorun Türk ulusunun varlığını sürdürüp- sürdürememesi sorunudur. 23.3.2012
Sayı:2012/35
Kod: 32–116488
Konu: “Yeni Anayasa SEVR’in Hukunu oluşturacak.” 
YÖNETİM KURULU ADINA:
MAHMUT ÖZYÜREK
ADD ISPARTA ŞUBE BAŞKANI