27 Ocak 2012 Cuma

AZİZNAME.........


“Ağızlarına bir parmak bal çalınanlar, bal tutup parmak yalayanlar, halkı uyutan tatlı sesli yem borusu, eğrisi, doğrusu, yakın geleceğimiz çıkmaz ayın son çarşambası, ey geç olsun da güç olmasın, ey şahane tembellik, altı ayda çıkan temiz iş, bugün git yarın gel, ey tek nalımız, bulunacak üç nalla bir atımız, kahrolanlar, kahredenler merhaba!

Tatlı dille söyleşeceklerim, diş dişe, göz göze döğüşeceklerim, canlarım, ciğerlerim, merhaba!

Yiğitlikte gemi aslanı, ödleklikte tarla sıçanı, kahpelikte eşi olmayan, düşmüşe tekme vuran, kalkmışa el pençe duran, gidene ağam diyen, gelene paşam diyen, bugün dünden âlâsın, evet efendim, sepet efendim, ne buyurulur efendim, patlıcanın değil efendim, efendinin dalkavuğu, yiğitliğin harman olduğu yerden çıkanlar, kahpeliğin yasa olduğu yerde bitenler, merhaba!”

DİN KİME LAZIM LAİKLİK KİME.???

Din kime lazım, laiklik kime?

Uygarlık tarihi boyunca, egemen sınıflar ile devletleri zaten her zaman laikti. Din ile dünya işlerini hiçbir zaman karıştırmadılar. Yönetici sınıflar için din, dünya işlerinin bir gereğiydi.

Ekonomiyi ve devleti yönetmek için dine ve Allah'a gerek yoktu; ama halkı yönetmek için vardı! Din, nasıl Marx'ın deyimiyle "halkın afyonu"ysa, laiklik de halkın uyanışıdır; "dünya işleri"ne "kendisi için" talip olmasıdır.

Laikliğin "din ile devlet işlerinin ayrılması" biçimindeki tarifi, aslında dini değil, laikliği sınırlamak için yapılmıştır. Günümüz koşullarında devleti bile koruması şüpheli.

En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim: Laikliği, "din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması" olarak tarif eden anlayış, bırakın ülkemizin büyük aydınlanma sorununu, türban sorununu bile çözmekten acizdir. Laiklik mücadelesinin bu mevziden verilmesi, aslında bir kandırmacadan ibaret.

Türkiye'de türbanı bahane ederek demokrasi havariliğine soyunanların, demokrat olmadıklarını çok iyi biliyoruz. Öte yandan -aynı şeyi tersten bahane ederek- laiklik mücadelesi verdiklerini söyleyenlerin de aslında (çok uzun bir süredir) laik olmadıklarını bilmek gerekir.

Egemenler ve devletleri zaten her zaman laikti
Laiklik kimin içindir?
Din, nasıl Marx'ın deyimiyle "halkın afyonu"ysa, laiklik de halkın uyanışıdır. Laiklik ve Aydınlanma, halkın (yönetilenin, sömürülenin) kendi kaderini kendi ellerine alması, "kendisi için" olmasıdır. Ezilenin, ezilme durumuna isyan etmesi, "dünya işlerine" (politikaya, yönetmeye, devlete, hukuka vb.) talip olmasıdır. Kısacası laiklik, sistemin egemenlerine ve onların devletine değil (onlar zaten laik) halka gereklidir, halk içindir.

Din, -kendileri laik olmalarına karşın- egemenlerin, yönetici sınıfların, laiklik ise, -din ile afyonlanmış olmalarına karşın- halkın, ezilenlerin aracıdır.
Laiklik kavramı, aristokrat düzene (haraçlı, feodal) karşı burjuvazinin önderlik ettiği demokratik devrimler sürecinde oluştu.

O dönemde burjuvazi halk sınıflarının bir parçasıydı. Laiklik, hem burjuvazinin iktidar savaşımının, hem de serfin/köylünün beye bağımlılıktan, kulluktan kurtulup özgürleşmesinin, yurttaş olmasının bayrağıydı. Aristokrasiye karşı devrime önderlik ederken dini top ateşine tutan burjuvazinin iktidarı ele geçirip kendi düzenini kurduktan sonraki serüveni, laikliği (yani halkın aydınlanmasını) sınırlama ve -artık kendi aracı olan- dine tekrar yer açma sürecidir.

Dinsel düşünceyi doğrudan retten, "din ile dünya işlerinin ayrılması"na, oradan da "din ile devlet işlerinin ayrılması"na doğru evrilen laiklik anlayışları, burjuvazinin gericileşme, dincileşme sürecinin duraklarıdır. Çünkü sömürülen ve yönetilen halka yine afyon verilmesi gerekmiştir.

Bu nedenle 12 Eylüller Özalları, 28 Şubatlar Erdoğanları, e-muhtıralar Gülleri yaratıyor. Ve sistemin manevra alanı giderek daralıyor.

alıntı

Tutuklu ve hükümlü sayısı 9 yılda yüzde 114 arttı! - T24

Tutuklu ve hükümlü sayısı 9 yılda yüzde 114 arttı! - T24

Kılıçdaroğlu ile Baykal'a şantaj pazarlığı... Bomba iddia! - Medya - Medyafaresi

Kılıçdaroğlu ile Baykal'a şantaj pazarlığı... Bomba iddia! - Medya - Medyafaresi

MİLLİCİ-CİDDİ ADAMLAR: AKP’DEN KILIÇTAROĞLU’NA “MAĞDURU OYNA" DESTEĞİ

MİLLİCİ-CİDDİ ADAMLAR: AKP’DEN KILIÇTAROĞLU’NA “MAĞDURU OYNA" DESTEĞİ: E SKİDEN JETONLAR KÖŞELİYDİ, DÜŞSÜN DİYE BEKLERDİK. ARTIK JETON YOK AMA BİZ HALA BEKLİYORUZ. YAZALIM DA BEKLEMEYELİM BARİ. Ana Mu...

18 Ocak 2012 Çarşamba

Leman Sam-nazim hikmet memleket

NAZIM HİKMET RAN 110 YAŞINDA


Dört nala gelip uzak Asyadan
Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan
Bu memleket bizim

Bilekler kan içinde
Disler kenetli
Ayaklar çiplak
Ve ipek bir haliya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim

Kapansin el kapilari
Bir daha açilmasin
Yok edin insanin insana kullugunu
Bu davet bizim

Yasamak bir agaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardesçesine
Bu hasret bizim

Nazım Hikmet

UĞUR MUMCU ANMASI.......


TGB Ankara, 18 Ocak Çarşamba günü, saat 15:00'da, Ceyhan Mumcu'nun katılımıyla "Kardeşim Uğur Mumcu" konulu söyleşi gerçekleştiriyor. "Uğur Mumcu Kimdir?" "Uğur Mumcu Niçin Öldürüldü?" gibi sorular, Uğur Mumcu'nun abisi ve en yakını olan Ceyhan Mumcu'nun gözüyle değerlendirilecek. Etkinliğimize tüm halkımız davetlidir...

Dokunma Yanarsın.......

Konuşan mumlar....

10 YIL MARSI

SARI SACLI MAVI GOZLUM

17 Ocak 2012 Salı

TGB | Türkiye Gençlik Birliği - Samsun haykırdı: "19 Mayıs yasağı kabul edilemez"

TGB | Türkiye Gençlik Birliği - Samsun haykırdı: "19 Mayıs yasağı kabul edilemez"

TGB 19 Mayıs 2012 planı


AKP'nin 19 Mayıs kutlamalarını yasaklamasına ilk tepkilerden biri Türkiye Gençlik Birliği'nden geldi.TGB Genel Başkanı İlker Yücel basın açıklamasıyla ,AKP'nin bu cüretkar yasakcı hamlesinin şaşırtıcı olmadığını ve TGB'nin bu durum karşısında 19 Mayısı 2012 yi bu sefer dünya gençlik örgütleriyle, 'Yaşasın 19 Mayıs' sloganıyla kutlayacağını kamuoyuna duyurdu.TGB Genel Başkanı İlker Yücel'in basın açıklamasını sunuyoruz:
19 Mayıs 2012'yi Gençliğin Diriliş Günü İlan Ediyoruz!

AKP'den ne bekleniyordu?

19 Mayıs emperyalizme karşı Bağımsızlık günümüzdür demesini mi bekliyorduk?

19 Mayıs ağalara, şeyhlere, şıhlara, cemaatlere kul, köle, maraba olmak yerine vatandaş olma yolunda attığımız adımın ilk mücadele günüdür demesini mi bekliyorduk?

19 Mayıs Gençliğin biat kültürü yerine hayatta en hakiki mürşit ilimdir diyen bir neslin yetiştirileceği çağın başlangıcıdır mı demesini bekliyorduk?

AKP bir cemaatler, tarikatlar koalisyonudur.

ABD'nin Ilımlı İslam programının Türkiye şubesidir.

AKP iktidarda olduğu on yol boyunca zaten büyük olçüde yıkılan Cumhuriyet'e son darbeleri vuran partidir.

Ömürleri Atatürk düşmanlığıyla geçmiş kadrolar tarafından yönetilmektedir.

Bu AKP'den 19 Mayıs'ı coşkuyla kutlaması mı bekleniyordu!

Arkasında koskoca bir mücadele geleneği olan ülkemizin büyük gençliği AKP'nin 19 Mayıs'ı yasaklama kararına karşı teşkilatlanarak cevap vermelidir.

Kendisine Atatürkçüyüm, vatanseverim ve devrimciyim diyen milyonların mücadele ederek hak kazanma ve başarılı olma şansından başka bir yol yoktur. Mücadele teşkilatlı olur, örgütlü olur.

TGB 19 Mayıs 2012 gününü Gençliğin Diriliş Günü olarak ilan ediyoruz!

19 Mayıs Bağımsızlık, Cumhuriyet ve Vatan düşmanlarına karşı Diriliş yani kendine gelme ve mücadeleye atılma günü olacaktır.

TGB Genel Merkezi 19 Mayıs'ta dev bir yürüyüş yapma kararı almıştır. Bu yürüyüş gençliğin Diriliş gününün meydan okuması olacaktır. Gençlik Türkiye tarihinin en büyük gençlik yürüyüşlerinden birini düzenleyerek 19 Mayıs'ın yasaklanmasına cevap verecektir.

Bu yürüyüş Gençliğin örgütlenme eğilimini arttıracak ve Çılgın Türklerin tekrar tarih sahnesine çıkacağını dosta düşmana ilan edecektir.

Yürüyüşün başarılı geçmesi için gerekli hazırlıklara yarından itibaren başlıyoruz.

'VİVA 19 Mayıs! Dünyanın Bütün Gençleri İstanbul'da Buluşuyor' başlığıyla Uluslar arası Gençlik Sempozyumu düzenliyoruz.

— TGB Genel Merkezi, 17–18 Mayıs 2012 tarihlerinde, 50 ülkeden 120 gençlik kurumu temsilcisinin katılacağı Anti-Emperyalist Gençlik Forumu düzenleme kararı almıştır.

— Forum sonrası 19 Mayıs'ta 'YARININ PROVASI Geleceğe Söylenen Şarkılar' başlığıyla dev bir şenlik düzenleyeceğiz. Şenlikte uluslar arası camianın tanıdığı önemli isimler ve çok sayıda sanatçı yer bulacaktır

— Bu dev program için herkesin emeğine ihtiyacımız vardır. Büyük bir kolektif çabayla 19 Mayıs Bayramımızı kutlayalım!

İrademiz ve coşkumuz 19 Mayıs düşmanlarının gözlerini kamaştırsın!

CHP GENEL BAŞKANI SAYIN KILIÇDAROĞLU' NA AÇIK MEKTUPTUR...................................

Sayın Kılıçdaroğlu, ne zaman bir muhalefet partisi olarak davranmaya başlayacaksınız. Günü kurtarma ve Erdoğan' la polomiklere girmek muhalefet etmek değildir. Türki'yenin gerçeklerini tamamen ortaya koyup akp nin Türkiye'yi bölme projelerini neden gündeme getitmiyorsunuz, akp nin kuyruğuna takılıp hangi projeyi gündeme getirseler arkasından siz de kanun teklifi vermeye kalkıyorsunuz. Örnek mi.? Bedelli askerlik, VİCDANI RET güncel olduğu için bu örneği verdim. Sezgin Tanrıkulu yani pkk nin avukatı mal bulmuş mağrip gibi atladı.Bir milletvekili hilafet gelsin diyor, Binaz hanım ilk üç madde değişmeli diyor.Atilla Kart ordu dan Anayasa görüşü alınmasın diyor. Bir milletvekiliniz dersim isyanında ATATÜK'e hakaretlerde bulunuyor. Kamer Genç halkın kürsüsünde tecavüze uğruyor siz dört gün sonra yanıt veriyorsunuz, TÜRKİYE'yi bölme anayasasına akp den evvel atlıyorsunuz. Anayasa değişikliğinin amacını bizlerden iyi bilmeniz gerekiyor. Özerklik, apoya af, federasyon, ilk üç maddenin değişmesi, Türk'lük kavramının kaldırılması(madde.66), Türk Milleti'nin ümmet olması, Vatandaşlık kavramının kaldırılması. Böyle bir Anayasanın neresinde uzlaşacaksınız??? O komisyonda ne işiniz var. Tabana verdiğiniz mesaj hesapta yıkıcı olmayalım yapıcı olalım öyle mi? Komisyondaki üç üye yede güvenmiyorum, başta Süheyl Batum'a hani GZZİ MUSTAFA KEMAL'in partisi nerede ilke ve inkılapları nerede devletçilik,halkçılık,devrimcilik,lailkik,cumhuriyetçilik nerede partinizdeki devşirme milletvekillerini ne zaman ihraç edeceksiniz. Tansu'nun etrafından oradan buradan gelen CHP'nin ideoljilerine tamamen ters liboşların bize ne faydası olacak Hüseyin aygün hala partide mi kalacak??? ATATÜK'e hakaretler yağdıran bu zatın ne işi var CHP'de. kafanızın karışık olduğunu biliyoruz. Bukarışıklık TESEV üyeliğinizden olabilir mi??? Hala üyemisiniz?? Şahsen açıklama getirmeniz gerekiyor......''yeni'' CHP' yi evangelist istekler doğrultusunda mı yöneteceksiniz. Türkiye'yi bölme planlarına ortak olacak ve CHP'de bulunan pırıl pırıl KEMALİST'leri de zan altında bırakıyorsunuz....... Biz CHP'lileri refüze ediyorsunuz, ne kadar dürüst ne kadar namuslu olduğunuzu kimse inkar edemez. Ama icraatlarınız iktidar ortağı gibi davrandığınızı gösteriyor...Bir an evvel toparlanıp kendinize gelmenizi öneririm...GAZİ MUSTAFA KEMAL'in ilke ve inkilaplarının çizgisine dönün yoksa yerel seçimlerde bütün beledeiyeleri akp ye kaptırırsınız... Çizgisinden çıkıp abd yörüngesinde hareket eden bir CHP'de bizim işimiz olmaz........Saygılar Ergun KARAKUM.....KEMALİST DEVRİMCİ.......

BU DA BİZE KAPAK OLDU.......

Hangi Türkiye’ye inanmalıyız:

Başbakan’ı Time’a kapak olan, dünyaya emsal diye sunulan Türkiye’ye mi?

Karpuzalan Köyü’nde minicik yavruları ısınacağım diye kavrulan Türkiye’ye mi?

Doğru cevap:

Nereden baktığınıza bağlı...

Washington’ın Beyaz Saray’ından mı?

Karpuzalan’ın deprem çadırından mı?

Mağrurun yanından mı?

Mağdurun safından mı?

* * *

Son yıllarda yurtdışına çıkanlar, özellikle de Ortadoğu’ya, Arap coğrafyasına, Balkanlar’a gidenler, önyargıdan körleşmedilerse, genelde Türkiye’nin, özelde Erdoğan’ın oralarda ne kadar popüler olduğunu fark edebiliyorlar.

Uzaktan bakınca iyi gören, yakına gelince körleşen hipermetroplar gibiyiz.

Mısır’a, Libya’ya, Suriye’ye gücümüz yetiyor da, Van’a çadırımız yetmiyor.

Dünkü Milliyet Business ekine bakılırsa metal kimya sanayinde ve değirmen makinesinde Çorum’daki fabrikalar dünyada ilk 5’te...

Öte yanda insan hakları ihlalinde ve 5 yaş altı çocuk ölümlerinde Avrupa lideriyiz.

Hangi Türkiye’ye güvenmeliyiz?

* * *

Time’a göre “Arap dünyasında en çok imrenilen lider”e sahibiz.

“Türkiye korkulduğu gibi İran olmadı” diyorlar; ama görünen o ki, Rusya olmaya gidiyor.

İyi de biz Rusya olmak istemiyoruz ki...

Kış ayazında kurulan incecik çadırlarda derme çatma sobaların yangın çıkarabileceğini önceden öngörebilen, akılcı önlemler alabilen, evlatlarını oralarda donmaya ya da yanmaya terk etmeyen bir devlet istiyoruz.

İran olmak istemiyorduk; ama İran’ın çadırına muhtaç hale gelmek de istemiyorduk.

Hangi Türkiye’yle övünmeliyiz?

* * *

Türkiye’nin bölgede ve dünyada yıldızı parlıyorsa elbette bununla övüneceğiz; ama kuyruklu yıldız gibi, aslında kendisi külden ibaretken, güçlünün ışığını yansıtıyorsa ve biraz da bölgede misyon üstlensin diye parlatılıyorsa tabii ki orada durup düşüneceğiz.

Ben Time’ın kapaklarından ne zaman şüphelenmeye başladım biliyor musunuz?

11 Mart 2010 tarihli ve “Çok gizli” damgalı CIA raporunu, Wikileaks belgeleri arasında okuyunca...

Diyordu ki raporda:

“Afganistan’daki NATO rolüne destek sağlamak için Afgan kadınların dramını işleyen medya haberleri yapılmalı...”

5 ay sonra Time dergisi kapağında bir Afgan kızıyla çıktı.

Şimdi aynı Time’ın “Erdoğan’ın yolu” kapağıyla, Müslüman Kardeşler’in “Suriye’ye Batı yerine Türkiye müdahale etsin” çağrısını birlikte okuyunca “Acaba yeni bir role destek mi aranıyor? Bu da bize kapak mı oluyor” sorusu akla geliyor.

Yılbaşında komşularıyla sıfır sorun isteyen bir ülkeydik.

Yılsonunda sırtımız sıvazlanarak komşumuzu işgale itiliyoruz.

Hangi Türkiye’yi sevmeliyiz?..........CAN DÜNDAR..

MİLLET BİLECEK..........

Millet bilecek

Belki okuyamamışlardır diye çağrımızı yineleyelim.

Kaşif Kozinoğlu’nun ailesine ve arkadaşlarına sesleniyoruz.

Gelin elbirliği yapalım. Çözelim şu işi. Nasıl öldüğünü ortaya çıkaralım.

Gönderdiği mektup Aydınlık’ın malı değil. Ama kimsenin de değil. O mektup sen, ben öğrenelim diye yazılmamış. Millet öğrensin istenmiş. İllaki bir sahiplikten söz edilecekse tek sahibi kamudur, millettir.

Ve en doğru adrese gönderilmiştir. 40 yıldır gerçeği yazan Aydınlık’a.

Biz de kamu görevi yapıyor olmanın gönül rahatlığıyla yayımladık. Sürdüreceğiz.

Ne yapacaktık? Başkaları gibi halktan mı saklayacaktık? “Bırakalım da bu kara düzen sürsün” mü diyecektik?

Okuyun bu satırların üstündeki haberleri. Ne diyor: “Bunu benim gibi birçok insanın bilmesi, harekete geçmesi gerekir.” Vasiyetidir. Bizlere uymak düşer.

Anlattıklarına konu olanlara da bir çift sözümüz var.

Yapıp ettiklerinizi, gizli hesaplarınızı, ABD’yle gizli sözleşmelerinizi milletten saklayamazsınız.

Çünkü Kozinoğlu’lar var, Aydınlık var.

İŞTE DERSİM GERÇEĞİ..........

İşte Dersim Gerçeği!

Gezilerimde zaman zaman karşıma çıkan bir soru var:

“Dersim isynanının arkasındaki gerçek nedir?”

...

Özellikle gençlerden gelen bir soru bu.

Gençler, inançlarını savunuyorlar. Bilgileri dışındaki sorularla karşılaştıklarında da, yanıtlarını gazete köşelerinde verilmesini istiyorlar…Hem kendileri, hem de kendileri gibi bilmeyenler öğrensin diye.

Doğu ve Güneydoğu’daki başkaldırmalar içinde iki tanesi çok önemli: Şeyh Sait ayaklanması ile Dersim ayaklanması.

Şey Sait ayaklanmasının arkasında İngiltere vardı.

İngiltere’nin amacı, bu ayaklanma sayesinde, Musul üzerindeki isteklerini Türkiye’ye kabul ettirmekti. Kuzey Irak petrollerini kendi denetimi altına almaktı.

“Din elden gidiyor” görünümü altındaki ayaklanma bastırıldı. Ama İngiliz emperyalizmi de amacına ulaşmış oldu.

Gerek Moskova, gerekse Türkiye komünistleri, Şeyh Sait ayaklanmasına ( 1925 ) destek vermediler. Komintern ( Komünist Enternasyonal ) belgelerinde; bu tutumun nedenleri şöyle açıklanıyor:

“Mustafa Kemal, genel olarak ulusal kurtuluş hareketini temsil etmekte ve Türkiye’nin demokratlaşması ve feodal kalıntılar ile Müslüman din adamlarının etkisinden kurtarılması için çalışmaktadır. Kemal’e karşı, ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir.”

Dersim, bugünkü Tunceli’nin eski adı. Ve Dersim tarihi, ayaklanmalarla dolu.

Padişahlara karşı ayaklanmışlar. Meşrutiyette ayaklanmışlar. Jön Türk hareketinde ayaklanmışlar. Sonuncu olarak da cumhuriyet yönetimine karşı ayaklanmışlar.

Kimler bunlar?

Osmanlının bile Tımar sistemine dahil edemediği şeyhler, ağalar, aşiret resileri… Yani yargı da kendileri olan, vergiyi de kendileri toplayan gençleri askere yollamayıp kendi muhafızları yapan, haydut çeteleri oluşturan feodal güçler.. Derebeyleri.

Niçin ayaklanıyorlar?

Bu geri düzen değiştirilmek istendiği için.

Komintern belgelerinde ( 1937 ), son Dersim ayaklanmasına neden olan ortam şöyle anlatılıyor.[1]

“Feodal unsurlar, Kemalist parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır… Dersim, Türkiye’nin ulusal ekonomisinin dışında kalmaktaydı. Öyleki başka bir vilyetten hiçbir tüccar, Dersim’de iş yapmayı göze alamazdı. Devletin Dersim’de askerlik yükümlülüğünü gerçekleştirmesi ve yasal vergileri toplaması, bugüne kadar mümkün olmamıştır.”

Ve ekleniyor:

“İsyanın arefesinde tapu kadastro idaresi, feodal aşiret reislerinin elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet önlemlerini uygulamaya başlamıştı. Bu durumda feodalizm, kendi yasadışı egemenliğinin iktisadi temellerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti. İşte, özellikle bu önlem, isyana yol açan neden olmuştur.”

Son Dersim ayaklanmasının çok kanlı bir biçimde bastırıldığı doğrudur. Hareketi yöneten komutanın, bu nedenle görevden alındığı da bilinmektedir. Ama Dersim ayaklanması nedeni ile Atatürk’ü ve Kemalizmi suçlamaya çalışanların öncelikle şu soruyu yanıtlamaları gerekir:

“Suçlamalar doğru ise Tunceli – yani Dersim – niçin yıllar boyu Atatürk’ün partisine oy vermiştir? Türkiye’de Kemalist partiye – ya da başka bir partiye – verilen oyların yüzde 70′leri aştığı başka bir il var mıdır?”

İşte Dersim gerçeği!.. Gerisi “laf-ı güzal.”

Ahmet Taner KIŞLALI – Mart 1996 – Cumhuriyet

Bir Türkün Ölümü, s.22-24., Ümit Yayıncılık, 1997

[1] “Komintern Belgelerinde Türkiye – Kürt Sorunu”, Kaynak Yay., İstanbul, 1994

TÜRK ULUSUNA ÇAĞIRIDIR.....HAZIRLIKLI OLUN...................

TÜRK ULUSU'NA ÇAĞRIDIR: HAZIR OLUN

Türkiye Cumhuriyeti, ulusluktan çıkmış, budunsal (etnik, kavmî) ve dinsel kollara bölünmüş, yıkım dönemine girmiştir. Ulusal ekine (kültüre) bağlı yurttaşlar, daha da açığı, budunsal (etnik, kavmî) ve dinsel kol ayrımı yapmaksızın tek ulusluluğu savunan Türküm diyenler, ezilmekte ve aşağılanmaktadır. Cumhuriyetin devrimleri birer birer kökünden sökülmekte, yasaları çiğnenmekte, yıktığı her türlü gericilik yükseltilmektedir.

Türk tarihi altüst edilerek yalanlar, çarpıtmalar ve kara çalmalarla -yıkımı kolaylaştırıcı ve sonraki düzene uygun- yeni bir tarih yazılmaktadır. Ulusal ekine (kültüre) büyük oranda zarar verilmiş, önceleri ulusal ekinle (kültürle) büyük ölçüde bütünleşmiş olan ve tek başlarına ancak bir budunu (kavimi), bir dini veya bir din kolunu kapsayabilecek ölçüdeki türlü ekinler (kültürler) başlı başına ayrı sayılarak yüceltilmiş, bu bağlamda ekinsel (kültürel) ırkçılık kitlelere benimsetilmiş, kökencilik, budunsal (etnik) ırkçılık yurdu bir hastalık gibi sarmıştır.

Küreselleşme adı altında yayılan İngiliz dili, yurdun her köşesine sızmış, bilişim yoluyla yayılması ve işlenmesi hızlanmıştır. Öte yandan budunsal (etnik) ve dinsel olarak ayrıştırmayı kolaylaştırmak için, ilgili ekine (kültüre) ait dil, dilimsi veya lehçeler düzenlenmekte, bütünleştirilmekte ve yüceltilmektedir. Bu bağlamda, ulusal ekinin ayrılmaz parçası olan ulusal tarihimiz gibi, diğer bir ayrılmaz parçası olan ulusal dil, kısacası Türk dili, adım adım yok edilmektedir. Türkçe, yok edenlerce kullanılırken yanlış kullanılmakta, değersizleştirilmekte ve yabancı sözcük veya söz kalıpları daha çok içine sokularak yozlaştırılmaktadır.

Doğuda, temeli soykırıma dayanan, üstüne Türk Ulusu'nu soy kırmakla suçlayan, sınırlarımızı tanımayarak Doğu Anadolu'yu kendilerine ait sayan Ermeni devletinin istekleri yerine getirilirken; Batıda, Batı Anadolu'yu işgâl edip insanlarımızı katleden Yunan ordusuna göz yuman, karşı çıkmayan ve hatta onların işgâlini ve katliâmını kolaylaştıran uygulamaları sağlayan anlayışa uygun olarak, Yunan devletinin istekleri yerine getirilmektedir.

Güneydoğuda ise, Irak'ın kuzeyinde kurdurdukları ve her türlü olanağı sağlayarak yardım ettikleri devletimsiyi, "Güney Kürdistan" olarak adlandırıp hemen kuzeyinde, sınırlarımız içinde, "Kuzey Kürdistan" adını taktıkları bir devlet kurarak bu ikisini bütünleştirmeye çalışmaktadırlar.

Parçalamayı ve sonrasında istedikleri bütünleştirmeyi gerçekleştirmek için, Türkiye Cumhuriyeti içinde ve dışında yuvalanmış olan eşkıya-câni-ırkçı örgütün uzantısı siyâsîleri, sivil toplum kuruluşlarını, aşiretleri, cemaat ve tarikatları öne sürüp bunlara verebildikleri tüm desteği vermektedirler.

Tüm bunları ve çok daha fazlasını içinde barındıran tasarıları gerçekleştirmek için başvurdukları yolları, kullandıkları yöntemleri ve tümünü kapsayan genel izlemlerini (stratejilerini) başarılı olarak sürdürmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenler, ne yazık ve ne acıdır ki bu yıkım tasarılarının ve uygulamalarının önemli bir parçasıdır.

Tam, somut ve kesin başarıya ulaşmak için iç savaş çıkarmayı da düşünen bu iç ve dış yıkıcı odakları başarısızlığa uğratmak, Türkiye Cumhuriyeti'ni bütünüyle özüne çevirerek onarmak, ulusal onura iye (sahip) her yurttaşın vatan görevidir.

"Yeni yöneticiler gelir durumu düzeltir" umuduyla kendini dizginleyenler, "ordu nasılsa müdahale eder" düşüncesiyle Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin üst yönetimine bel bağlayanlar, batkıya (hüsrana) uğramamak için savaşa hazırlanmalıdırlar.

SON HAZIRLIK İÇİN HAZIR OLUN

Hazırlık, genel ve partiler üstü bir örgütlenmedir. Amasya Genelgesi'nin ilk maddesi Türk Ulusu'nun zorlu yolculuğuna ışık tutacaktır:

    • BELGE, 26.

      Şifre 2/6/1919

      194

      GENELGE

      1 - Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. İstanbul Hükûmeti İtilâf Devletlerinin etki ve denetimi altında kalmış bulunduğundan yüklendiği sorumluluğun gereklerini yapamamaktadır. Bu durum milletimizi yok olmuş gibi gösteriyor.

      Milletin bağımsızlığını gene milletin kararlılığı kurtaracaktır. Milletin durumunu görüşmek ve hakkının sesini dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak bir ulusal kurumun varlığı zorunludur.

      Bunun için yapılan haberleşmeler sonucu her taraftan yapılan öneri ve ulusal istek üzerine Anadolunun her bakımdan en güvenilir yeri olan Sıvas'ta millî bir kongrenin tez elden toplanması kararlaştırılmıştır. Bunun için bütün Osmanlı illerinin her sancağından ve parti farklılıklarına bakılmaksızın yetenekli ve milletin güvenini kazanmış üç kadar kişinin olabildiğince çabuk yetişmek üzere hemen yola çıkarılması gerekmektedir. Her olasılığa karşı bunun bir ulusal giz olarak saklanması ve telâşa meydan verilmemesi ve gerekli görülen yerlerde yolculuğun kimlikler değiştirilerek yapılması gereklidir.

      Mustafa Kemâl

Yurtsever herkes, bir iç savaş için değil, yurt savunması olarak genel bir savaş için, yok olmamak için, canını, kanını, malını kısaca yaşamını gözden çıkarmaya hazırlanmalıdır.

Daha önce çok acı deneyimler yaşamış ve en zor koşullarda en büyük engelleri aşarak başarmış bir ulusun çocukları olarak hazır olunmalıdır.

Direnişe hazır olun.

Başkomutan Gâzi Mustafa Kemâl ATATÜRK'ün emridir:

    • “Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini müstevlilerin siyasî emelleri ile tevhit edebilirler. Millet fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

      Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”