Din kime lazım, laiklik kime?
Uygarlık tarihi boyunca, egemen sınıflar ile devletleri zaten her zaman laikti. Din ile dünya işlerini hiçbir zaman karıştırmadılar. Yönetici sınıflar için din, dünya işlerinin bir gereğiydi.
Ekonomiyi ve devleti yönetmek için dine ve Allah'a gerek yoktu; ama halkı yönetmek için vardı! Din, nasıl Marx'ın deyimiyle "halkın afyonu"ysa, laiklik de halkın uyanışıdır; "dünya işleri"ne "kendisi için" talip olmasıdır.
Laikliğin "din ile devlet işlerinin ayrılması" biçimindeki tarifi, aslında dini değil, laikliği sınırlamak için yapılmıştır. Günümüz koşullarında devleti bile koruması şüpheli.
En sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim: Laikliği, "din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması" olarak tarif eden anlayış, bırakın ülkemizin büyük aydınlanma sorununu, türban sorununu bile çözmekten acizdir. Laiklik mücadelesinin bu mevziden verilmesi, aslında bir kandırmacadan ibaret.
Türkiye'de türbanı bahane ederek demokrasi havariliğine soyunanların, demokrat olmadıklarını çok iyi biliyoruz. Öte yandan -aynı şeyi tersten bahane ederek- laiklik mücadelesi verdiklerini söyleyenlerin de aslında (çok uzun bir süredir) laik olmadıklarını bilmek gerekir.
Egemenler ve devletleri zaten her zaman laikti
Laiklik kimin içindir?
Din, nasıl Marx'ın deyimiyle "halkın afyonu"ysa, laiklik de halkın uyanışıdır. Laiklik ve Aydınlanma, halkın (yönetilenin, sömürülenin) kendi kaderini kendi ellerine alması, "kendisi için" olmasıdır. Ezilenin, ezilme durumuna isyan etmesi, "dünya işlerine" (politikaya, yönetmeye, devlete, hukuka vb.) talip olmasıdır. Kısacası laiklik, sistemin egemenlerine ve onların devletine değil (onlar zaten laik) halka gereklidir, halk içindir.
Din, -kendileri laik olmalarına karşın- egemenlerin, yönetici sınıfların, laiklik ise, -din ile afyonlanmış olmalarına karşın- halkın, ezilenlerin aracıdır.
Laiklik kavramı, aristokrat düzene (haraçlı, feodal) karşı burjuvazinin önderlik ettiği demokratik devrimler sürecinde oluştu.
O dönemde burjuvazi halk sınıflarının bir parçasıydı. Laiklik, hem burjuvazinin iktidar savaşımının, hem de serfin/köylünün beye bağımlılıktan, kulluktan kurtulup özgürleşmesinin, yurttaş olmasının bayrağıydı. Aristokrasiye karşı devrime önderlik ederken dini top ateşine tutan burjuvazinin iktidarı ele geçirip kendi düzenini kurduktan sonraki serüveni, laikliği (yani halkın aydınlanmasını) sınırlama ve -artık kendi aracı olan- dine tekrar yer açma sürecidir.
Dinsel düşünceyi doğrudan retten, "din ile dünya işlerinin ayrılması"na, oradan da "din ile devlet işlerinin ayrılması"na doğru evrilen laiklik anlayışları, burjuvazinin gericileşme, dincileşme sürecinin duraklarıdır. Çünkü sömürülen ve yönetilen halka yine afyon verilmesi gerekmiştir.
Bu nedenle 12 Eylüller Özalları, 28 Şubatlar Erdoğanları, e-muhtıralar Gülleri yaratıyor. Ve sistemin manevra alanı giderek daralıyor.
alıntı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder